TASAVVUFTA EDEP,ADAP,USUL

2008-07-10 08:15:00


Nakşibendi büyükleri, Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimizin öğrettiği hem zâhir hem de bâtıni edeplere sımsıkı sarılmışlardır. 

Seyri sülük esnasındaki sohbet, vird, hatme ve diğer zikirler zâhirî edepler içine girer. 

Kalbin gaflet ve kötülüklerden temizlenmesi, nefsin terbiye edilmesi ve ruhun ilahi huzura yükselecek hâle getirilmesi de bâtınî edepler içine girer. 

Edeb, her şeyi gereğince ve yerince yapmaktır. Bunun yolu da, bütün fikir ve fiillerde edeb abidesi, peygamberlerin imamı Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimize uymaktır. Bütün Allah dostları, Hak yolunda ne elde etmiş iseler, Efendimizin edebine uyarak elde etmişlerdir.

Büyük veli Seriy es-Sakati: (k.s): 

"Edeb, aklın tercümanıdır."8 demiştir. Demek ki herkes edebi kadar akıllı, aklı kadar şerefli, şerefi kadar kıymetlidir. 

Edebine göre yapılmayan şeyler ne kadar çok olursa olsun fayda sağlamaz. İnsan bir işin usulüne göre gitmez ise o işte ömrünü verse hayırlı bir sonuç alamaz.

Allah’ın yeryüzündeki şahidi ve hâlifesi olan ariflere hürmet kalpteki takvadan ileri gelir. Onlara karşı edebi koruyamayan kimsenin tasavvuf yolunda hiç bir nasibi olmaz.9

Arifler: "Önce usul, sonra vusul" demişlerdir. Yani, maksadına ulaşmak isteyen kimse, önce o işin usulüne göre yola çıkarsa, hedefine varır, yoksa yolda kalır. 

Büyük alim Abdullah b. Mubarek (r.a) ne güzel söylemiş: 

"Bizler daha çok ilme değil, daha fazla edebe muhtacız."10

Hak yoluna giren talip için ana sermaye edeptir. Edebi olmayanın Allah yolunda elde edeceği hiç bir şeyi yoktur.

Edeb, kalbte, sözde ve fiilde olur 

Kalbin edebi, niyette ihlas ve samimiyettir. Bunların sonucu, Allah için sevmek, Allah için vermek, Allah için yermek ve Allah için menetmektir. Bu hâl, imanın en yüksek zirvesidir ve kâmil insan olmanın alametidir. O, Allahu Tealanın sevdiği kullarına bir hediyesidir. Büyükler, bu ahlakın ihsan mertebesi olduğunu ve onun vücuda ancak zati zikir sayesinde yerleşeceğini belirtiyorlar. Zati zikir; her yerde, her işte, her hâlde kalb, ruh, sır ve diğer latifelerle Allahu Teala’yı zikretmekten ibarettir. 

Gavs-ı Bilvanisî Seyyid Abdulhakim el-Hüseyni (k.s) zikir ve edep hakkındaki bir sohbetinde şöyle buyurmuştur:

"Bakınız, bu milletin başına ne geldiyse gafletten geldi. Şah-ı Hazne (k.s): "gaflet kadar hiçbir kötü hâl yoktur" derdi. Kimin başına ne geldiyse nefsinin hilelerinden gafil kaldığı için gelmiştir. Bir kişi kendi kuvveti ile gafleti terk edemiyorsa edebe sarılsın. Şöyle ki, Rabbim her an her yerde beni görüyor diye düşünsün ve o konuda nefsini zorlasın. Açık ve gizli edeplere uymakla insanın kalbi uyanır. Böylece gaflet yok olur."11 

Sözün edebi, makama uygun söylenmesidir. Her makam, ayrı bir tarz ve tavır ister. Her söz yerinde, zamanında, gereği kadar söylenirse değerli ve geçerlidir. Söz, hacet kadar sarf edilmelidir. Sözde yalan ve yapmacık olmamalıdır. Söz sahibinin sözü ile özü, içi ile dışı aynı olmalıdır. Mürşide ve müminlere karşı samimiyet ancak böyle mümkün olur. 

Fiilin/işin edebi, makama uygun davranmaktır. Her şahsın, her makamın, her ibadet ve taatın kendine has edebi vardır. Bütün edepler, sünnet-i seniyyede öğretilmiştir. Edep, Hakka ve halka karşı nasıl davranacağını bilmektir. Kısaca güzel ahlaktır. Bu edepleri, tek tek öğrenmeli ve güç nisbetinde yapmalıdır.

İlim edeple güzel olur. Hak yolcusu ancak edeple yol alır. Zikir, edeple fayda verir. İbadet edeple yapılırsa Allah’a yükselir. Tövbe, edeple kabul edilir. Bunun için Allah dostları talebelerinden her işte edep ister, edep bekler. Tasavvuf yolunda, bütün menzil ve makamlarda insanın önüne tek levha çıkar: 

"Edep Yâ Hû!"




ADAP VE USUL

 

 



Rasulullah abdest aldığı zaman Ashab-ı kiram abdest suyunu ve tükrüğünü kapıp yüzlerine ve vücutlarına sürüyorlardı. Rasulullah:
- Niçin böyle yapıyorsunuz?
Ashab- Kiram:
- Ya Rasululah! faydalanmak ve sevap kazanmak için..
Rasulüllah(s.a.v):
-Kim Allah v e Rasulünün kendisini sevmesini istiyorsa (böyle şeyler yerine) konuştuğunda yalan söylemesin, emanete hiyanet etmesin ve komşusuna cefa vermesin. buyurdu. İşte edep te adap ta bu..
Demek ki saygı ve sevgi sırf şekilde kalan hareketlerle, el öpüp yerlere serilmekle değil, istikametle ve hizmetle ispat edilir. Edeple varan lutufla döner.
Saadatların huzurlarına girerken abdestli, gerekirse gusül almalı, iki rekat namaz kılıp bu beraberliğin hayırlara vesile olması için Allah’a yalvarmalı. Mürşidiyle uzun süre göz göze gelmeden O’nun yüzüne bakmalı.
Rasulüllah Mirac’a yükseldiğinde Rabbül Alemin Efendimizin huzurdaki durumuna bakarak:
-‘’O’nun gözü bir an olsun sağa sola kaymadı, haddini aşmadı’’ beyan buyurarak Habib-i Kibriya’yı övmüştür. Evet O yüce makamlardan sağa sola bakmamış, hep önüne bakmış, İşte nazar- ber kadem edebi bu.
Nazar bakmak, kadem de adım atmak demek. Bu yolda insanın yönünü belirleyen tek pusula; Edep Ya Hu ! hatırlatmasıdır.
Edep Allah Rasulü’nün Miraçtaki tavrıyla öğrenilir.
Allah Rasulü yürürken, sallanarak kibirlenerek yürümezdi. Adımlarını hızlı fakat sakince atardı. Bir kimseye yöneleceği zaman başını çevirmezdi. Bütün vücuduyla yönelirdi. Kimseye uzaktan seslenmezdi, yanına gelerek konuşurdu.
Nazar rastgele bakış olmadığı gibi, kademde gelişigüzel yürümek değil, uygun adım atmaktır Nazar; gönlün bakışı, sevgilinin bakışlarında ki pırıltıdır. Kadem de; sırat-ı müstakim üzere olmaktır.
Allah dostlarının nazarı kalbi diriltir, fesatçının ve hesatçının bakışı da bedenimizi yer bitirir. Biri ferahlık, diğeri ise felakettir.
Allah(C.C); ‘’ Şeytanın adımlarına uymayın’’(Bakara suresi) uyarısıyla kademine dikkat et diyor adeta.
Sen sen ol bir gönlü kırma, insanların gönlünü hoş tut. Çünkü gönül inci gibidir. İnci çok kiymetli olmasına rağmen, yere düşünce kırılıp darmadağın olabiliyor. Yunus ; Bu yol bir gönlün içine girmektir diye haykırıyor. Bu yüzden bir gönlü kırmak beşyüzbin defa Kabe’yi yıkmaktan daha ağırdır düsturunu unutmamalı.
Şah-ı Nakşibend yolda yürürken Hızır(a.s) kendini tanıtmak istese de hiç oları olmaz, fakat Hızır üsteleyince dayanamaz şöyle der;
- Benim bir kalbim var, Onuda Emir Külal’e verdim, başka bir kalbim yok ki diğerini de sana verem, demiş. İşte sevgi deryasında edep bu.
Sofinin kademi mürşidin kademine uygun olmalı, ahlakıyla ahlaklanmalı, bir noktaya çakılmamalı.
Rasulüllah(s.a.v); İki günü eşit kılan zarardadır buyuruyor. Demek ki, güzel ahlakın sonu yok. Azda olsa devamlı olan vazifeler yapılmalı. Bu yolda sofi kendinden ileri gidenleri örnek almalı. Göz devamlı ileri bakmalı, ayakda onu takip etmeli. Çünkü yüksek makamlara önce odaklanılır, sonra hedefe doğru adım atılır. Böylece edeple varan Lütufla mazhar olur ve halkı aydınlatır.
İmam-ı Rabbani(k.s); ‘Nazar ber kadem hak yolcusunun gözü ayağını ileri geçemez şeklinde anlaşılmamalıdır’ diyerek meseleyi aydınlatmıştır.. Maneviyat yolunda aza kanaat eden az kazanır.
Allah(c.c); ‘Rasulüm! Mü’min erkeklere söyle gözlerini harama bakmaktan çekinsinler, namus ve iffetlerini korusunlar’ (Nur 30-31)
Yol bilenle gidilir. Edep ise edep bilenden öğrenilir. Bu yol edep yoludur. Edebi olmayan yolda kalır. Edep hayalı olmaktır. Allah dostları ne elde etmişlerse Efendimiz(s.a.v)’in edebine uyarak manevi makamlara ulaşmışlar.. Arifler; İnsanı hayvandan ayıran şey edeptir demişler. Yani Önce usul sonra vüsul demişler.
Ebu Derda’ya biri geldi, dert yandı ibadet ve taatten hiç zevk almadığını söylendi. Ebu Derda Hz.leri:
- Hasta ziyaretini, cenazelere katılmayı, kabirleri ziyaret etmeyi ihmal etmezsen gönlün nurlanır ve basiretin açılır dedi.
Adam denilenleri yaptı ama tık yok, tekrar geldi Ebu Derda’ya:
- Efendim bende değişiklik yok, yine durumum aynı .
Ebu Derda Hz.leri:
- Hasta ziyaretine gittiğinde hastanın yerine kendini koyacaksın, cenaze defnedildiğinde defnedilen senmiş gibi düşüneceksin, kabir ziyareti yaptığında mezarda yatan kendinmiş gibi davranacaksın ancak o zaman kalbin dirilir.
Gerçektende adam samimi olarak bu sefer edebine riayet edip, kendi vücut ikliminde yaşıyormuş gibi kendisine söylenenleri uygulayınca Ebu Derda’ya;
- Senden Allah razı olsun, sayende gönlüm dirildi, dedi.
Beyazıd-ı Bestami’ye bir zattan bahsettiler, O’da hadi gidelim dedi, gittiler O övdükleri zat camiye girerken bir edebi çiğnedi. Beyazıd-ı Bestami o adama selam vermeden geri dönüp gitti. Merak edenlere:
- ‘Bu adam İslam’ın normal kuralı olan camiye girerken sağ ayakla girileceği adabını bile muhafaza edemezken nasıl olurda bu adama teslim olunur?’ beyan buyurarak edeb ve adaba dikkat çekti..
Edep hem kalp, hem dil hem de hareket ve tavırlarımız da olmalı. Kalbin edebi niyet -ihlas -samimiyettir, dilin ise sözde ve özde bir olup, yalan söylememek, davranışlarımızın edebi ise fiillerimiz de ise he işi ilme uygun olacak tarzda yapılmasıdır yani işin hakkını vermektir.
Osmanlı döneminin meşhur Şair Nabi, Eyüplü Rami Mehmed Paşa ile birlikte Hac yolculuğunda Medine’ye yaklaştıklarında gördüğü lüzum üzere Paşayı uyandırarak; ‘Sakın Terki edepten, burası Rasululah’ın beldesidir…’ anlamında beyitleri okuduğunda Paşa doğrularak;
- Ne zaman yazdın bunları?
Nabi;
- İçimden geldi, şuan ikimizden başka bilen yok.
Paşa ;
- Öyle ise aramızda kalsın deyip, yola devam ettiler.
Kafile sabah ezanında Mescidi Nebeviye yaklaşınca müezzinler minarelerden Nabi’nin Paşaya söylediği beyitleri yankıladılar, Paşa da Nabi’de şaşırdılar. Namazı kıldıktan sonra müezzine:
- Nerden o beyitleri öğrendiniz?
Müezzin:
- Rasulü Kibriya Efendimiz bu gece müezzinlerin rüyasına girip; Ümmetimden Nabi simli birisi beni ziyarete geliyor. Onu benim için yazdığı beyitleri okuyarak karşılayın emrini yerine getirdik
Nabi gözyaşlarını tutamadı, sevincinden düşüp bayıldı. İşte edebin kerameti ve işte edepli bir insanın muhabbeti bu.
Demek ki bu makamlar edep ister.
İmam Malik Medine-i Münevvere de hayvana binmez, soranlara Rasulüllah’ın bulunduğu belde de hayvan üzerinde toprağı çiğnemekten haya ederim derdi.
Şah-ı Hazne; Bir kişi kendi kuvveti ile gafleti terk edemiyorsa edebe riayet etsin buyurdu. Açık ve gizli edeplere riayet etmekle insanın kalbi uyanır. Sofilerden letaif virdine geçme noktasına gelipde geçemeyenlere Gavs-ı Sani (k.s); ‘sofi gafletle çekme’ diyor. Niye edep söz konusu. Gafleti yok etmek ise edebe riayet etmekle mümkün.
Adap ve edeplere dikkat edeceğiz. Bilhassa Rasululah’a edep, Mürşide edep, Seyyide edep, Vekile edep, Sofiye edep, Aileye vs. edep. Hepsinin ayrı ayrı edep sınırları mevcut. Herkesin yerini yerine koymalı. Taşları yerli yerinde sıralamalı.. Bir mürşid ne kadar büyük olursa olsun Sahabenin ayağındaki tozu olamaz. İşte edep bu.
Bütün Peygamberleri topla, Allah’ın bir sıfatının önüne geçemez. İşte edep bu.
Bütün seyyidler bir araya gelse bir mürşidin olamaz. Kim olursa olsun teslimiyet noktasında muhabbetini mürşidinden başkasına kaydırmamalı. İstişare noktasında bazı sözüne güvenilir insanlarla muhabbette zarar yok. Bir insan alimdir ama, bir edebi terk ederse neye yarar. İllaki edep.. Vekilin görevi, sofiyi mürşidine yönlendirmek, irşad sahibi mürşiddir. Mürşidin fonksiyonuna sahip değildir çünkü. İşte sınır, işte edep bu.
Çevremize karşı yumuşak olacağız. Allah için birbirimizi uyaracağız ama, edepli olacağız, birbirimizi kırmayacağız, yumuşak uslupla kırmadan dökmeden. Eğer Seyda Hz.leri sert olsaydı Menzil bu kadar dolup taşmazdı. Gavs(k.s); Siz onların ilahlarına söverseniz onlarda size söverler buyuruyor. Seyda herkesi adabınca Hak yola çağırıyor ve halkaya dahil ediyor, ürkütmüyor, güzel telkinde bulunarak karşındaki insanları kendine bend ediyor.
Benimki doğru seninki yanlıştır dememeli. Şükürler olsun bu yolda taassup yok.
İmam-ı Şarani(k.s); ‘’Sofi mürşidi tarafına ayağını uzatmama edebine bile dikkat etmeli, huzurunda da, gıyabında da dikkat etmelidir.’’ diye uyarıyor... Ki, Kamil Mürşid, Peygamberin varisidir.
İçeriye girince ayağa kalkmak, elini öpmek, boyun büküp sessizce oturmak, devamlı yüzüne bakmaktan sakınmak gibi buna benzer tüm kaideler zahiri edeplerdir.
Dikkat edilecek bir edepte, Bir Şeyhin Allahü Teala gibi her şeyi bildiğini söylememeli. Çünkü küfürdür, böyle bir söz. Allah bildirirse bilir ancak. Daha da ileri giderek bütün alemi elinde tuttuğunu iddia etmek de haramdır. Mürşidi adına keşif ve kerametler ihdas etmek koyu cehaletten ibarettir. Rüyalar ve hülyalarla Şeyhini tanıtmak mürşidine en büyük hakarettir.

Seyyidlere edep; Evlad-ı Rasul olma noktasında. İrşad noktasında fayda sadece Mürşiddir. Teslimiyet noktasında kim olursa olsun mürşidinden başka kimseye muhabbet kayıyorsa düzeltmeli, yoksa zarar görür. Hazret kelimesini Mürşidi Kamil için kullanılabilir, Seyyidler için Seyyidim denilmesi daha uygun. Öyle ki; her Seyyid mürşid değildir. Evet Seyyidlerden mürşidin evladı olanlar var ama, onlara mürşid gözü ile bakmak hududu aşmak olur, ancak ehl-i beyt çerçevesinde bakılabilir.

Gavs-ı Sani Seyda’nın yanında ziyaret vermezdi, Seyda da Gavs’ıl Azam Abdül HakimEl -Hüseyni’in yanında öyleydi.
Hiç kimse kafasından edep ve adap ihdas etmeye hakkı yok.
İmam Malik İmam Şafi’nin yanında yirmi sene kalıyor. Yirmiyıl içerisinde onsekizini adap ve edepten bahsediyor, son ikisenesinde de ilimden.. Hatta İmam Malik derki: ‘Keşke İmam Şafii; son iki yılını da edepten bahsetseydi’ diye hayıflanıyor..
Gavs Hz.leri sırtını hiçbir zaman Suriye’ye doğru dönmezdi, ayağını o tarafa uzatmazdı. Çünkü orada Şah-ı Hazne vardı.
Gavs abdest alırken on altı defa oturup kalkıyor. Sofiler sıkıştırıp ne iş? diye sorduklarında cevaben:
- Şah-ı Haznenin çocukları orada oynarken, ben nasıl oturup da abdest alabilirim. İşte edep bu.
Saadatlar bizleri niye topladı. Çünkü edeplenelim ve ahlaklanalım diye. Velhasıl Gavs-ı Sani Allah’ın bizlere ikramıdır, bu biline

13554
0
0
Yorum Yaz