S.SAKİ EROL HZ lerinin SOHBETİ

2008-02-21 10:49:00
SEYYİD MUHAMMED SAKİ EROL H.Z SEYYİD ABDULBAKİ H.Z ALTI HALİFESİNDEN BİRİDİR VE SEYDA H.Z OGLUDUR....... Genel anlamiyla, kisinin kendisini ilgilendiren konularda bir baskasinin görüsüne basvurmasi seklinde tarif edebilecegimiz istisare, yüce dinimizin en önemli tavsiyelerinden biri. Gelmis ve gelecek olan bütün insanlarin en üstünü, akil ve zekâ yönüyle insanlarin en mükemmeli ve en dogru karar vereni oldugu halde, Efendimiz (A.S.)’a Rabbimiz’in emri sudur: “Islerinde ashabinla istisare et. Bir kere azmettin mi, artik ALLAH’a güvenip dayan. Çünkü ALLAH, kendine güvenip dayananlari sever.” (Âli Imran/159) Bu ayet-i celilede, “azmettin mi artik ALLAH’a güvenip dayan” ifadesinde geçen “azm” kelimesinin manasi Hz. Ali (R.A.) tarafindan Peygamberimiz’e soruldugunda, “Azm’den maksat, görüs sahipleriyle istisare etmek ve onlarin görüslerine uymak.” cevabini aldigini tefsirler kaydediyor. Rabbül Alemin’in bu ayetteki emri üzerine Fahr-i Alem (A.S.) Efendimiz, ashabiyla istisareyi esas almis, ayni zamanda müminlere de emir buyurmustur. Rasul-i Ekrem (A.S.) Efendimiz’in istisareyle emredilmesi, müminler için çok manidar hikmetler tasir. Çünkü ALLAH Rasulü bir hadis-i seriflerinde: “Biliniz ki ALLAH ve Rasulü’nün istisareye ihtiyaci yoktur. Fakat ALLAHu Tealâ bunu benim ümmetime bir rahmet kildi. Onlardan her kim istisare ederse dogruya ulasmaktan mahrum kalmaz. Her kim de terkederse, hatadan kurtulamaz.” (Beykakî) buyuruyorlar. Bir baska hadis-i seriflerinde de, “istisare eden bir topluluk islerin en dogrusuna muvaffak olurlar.” buyuruyorlar. ALLAH’in Elçisi istisareyi devamli tesvik buyururlarken, kendileri de Bedir, Uhud ve Hendek savaslari; Hudeybiye ve ezan konusu gibi birçok önemli olayda ashabiyla istisareye basvurmuslardir. Hatta meshur sahabi Ebu Hureyre (R.A.) Hazretleri, ALLAH Rasulü’nden daha çok istisare eden birini görmedigini belirtir. Islâm tarihinin her döneminde hakki ve dogruyu arayan idarecilerin yani sira, alimler ve mürsidler ALLAHu Tealâ’nin muradi ve Rasulü’nün tavsiyeleri dogrultusunda istisareyi bas taci yapmislardir. Devletle ilgili önemli kararlar vermeden önce, Osmanli padisahlarinin dost ve düsman memleketlerin sefirlerinin görüslerini almalari dikkat çekici bir örnektir. Tabii ki bu sefirlerin görüsleri degerlendirilirken, dost veya düsmanliklari dikkate aliniyordu. Gerçekten de islerin güzel neticelere varmasi, hayatin bütün alanlarinda problemlerin çözülmesi ancak istisare ile mümkündür. Kisi ne kadar akilli, zeki ve tecrübeli olursa olsun Cenab-i Hakk’in Kur’an-i Hakim’inde övdügü istisare prensibine uygun hareket etmedikçe faydali sonuçlara ulasmasi ve problemlerini güzel bir sekilde çözmesi pek mümkün degildir. Fertlerin ve toplumlarin düstükleri onulmaz hatalarin, çogunlukla basina buyruk kararlardan kaynaklandigini biliyoruz. Tek basina, bildigi gibi is yürütme aliskanligi ne kadar yayginlasirsa, hatalarin sayisi o nisbette artar. Ne kadar azalirsa, hatalar da o nisbette azalacaktir. Evet; istisare eden gerçekten kaybetmez. Herhangi bir sebeple zahiren kaybediyor gözükse bile, hayatin ebedi boyutunda, ahirette kaybetmez. Zira istisare ile üzerine düsen vazifeyi yapmis ve sorumlulugunu yerine getirmistir.Burada bir noktaya isaret etmekte fayda var: Yüce dinimizdeki istisare sistemi diger anlayislardan farkli olarak, çogunluk veya azinlik farki gözetilmeksizin imkan dahilinde herkesin görüsünü almayi gerektirmekte. Ayrica, görüsler içinde tercihe sayan olani parmak hesabiyla degil, derin ve tarafsiz bir arastirma neticesi tesbit edilir. Hem dünya hayatimiz, hem de ebedi hayatimiz için bu kadar önemli olan istisarenin nasil ve kiminle yapilacagi elbette çok önemli. Öylesine önemli ki, yapilacak isin hayirla neticelenmesini dogrudan etkiler. Mademki mü’min, yapacagi isin en güzel olmasini, en hayirli olmasini istemektedir, bu da ancak ehliyle yapilacak olan bir istisarenin sonucunda olur. Öncelikle, istisare yapilan kisilerin hakkiyla mütedeyyin, alim, akilli ve tecrübeli olmasi genel bir prensiptir. Yani kendisine mesele arzedilen kimseler, ehil ve emin kisiler olmalidir. Aksi durumun yarardan çok zarar getirecegi tabiidir. Bu genel prensiplerin ayrintilarina indigimizde ise, danisilacak kisinin faziletli, samimi, saglam fikirli, keskin görüslü, insan psikolojisini iyi tahlil edebilme, dogruluk ve güvenilirlik gibi degerlere sahip olmasi gerektigini anliyoruz. Burada ALLAHu Tealâ’nin “Bilmediginizi zikir ehlinden sorunuz.” ayet-i celilesi yolumuzu aydinlatmaktadir. Bu ayet-i celilenin isaret buyurdugu zikir ehlinin basinda ise rabbani alimler, yani mürsid-i kâmiller gelir. Bir kez daha hatirlatalim: Istisare, gerek fert ve aile hayatinda; gerekse cemaat ve devlet ölçeginde terk edilmesi asla mümkün olmayan bir yoldur. Istisare, müminin korunma ve en iyiye varma yoludur. Danisma üzerine kurulmayan bir yapi ne kendisinden beklenen fonksiyonu icra edebilir, ne de Islâm’in ruhuna uygun sayilir. Islâm toplumu ancak istisare ile hayat bulur ve gelisir. Ilk peygamber Hz. Adem A.S.’in su nasihati bütün insanligadir: “Ey evlatlarim! Islerinizde istisare edin, bilenlere danisarak yapin. Eger ben Cennet’te meleklerle istisare etseydim, malum is basima gelmeyecek, yasak olan meyveyi yemeyecektim. Istisare etmedigim içindir ki, yasak olan meyveyi yedim, sonra olan oldu.” Abbasi Halifelerinden Me’mun, ogluna nasihat ederken istisare hususunda söyle demistir: “Süphen olan islerde, tecrübe sahibi, gayretli ve sefkatli ihtiyarlarin görüslerine basvur. Çünkü onlar, çok sey görüp geçirmislerdir. Zamanin inisli çikisli, ikballi ve hezimetli olaylarina sahit olmuslardir. Onlarin sözleri aci da olsa kabul ve tahammül et. Sonunda sevinen sen olursun.” Büyüklerimiz de: “Ulu sözü dinleyen ulu daglar asar.”, “Akil akildan üstündür.”, “Danisan daglari asmis, danismayan düzlükte sasmis.” diyerek istisarenin gerekliligini ne güzel ifade ederler. Üstadim da istisare konusunda bizi uyarir, çikacak neticeler kendi düsüncelerimizin aksine de olsa, istisarenin çok hayirli oldugunu söylerdi. Biz su iki seye dikkat ettikçe, kendisinin de bizlerle istisare edecegini söylemisti: Niyetlimizin ALLAH rizasi olmasi ve enaniyetten uzak durmamiz. ALLAH’in selami, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

1620
0
0
Yorum Yaz