Gavs-ı kasrevi hz. Bir gönül sohbeti

2011-06-28 12:01:00

 

Gavs-ı kasrevi hz. Bir gönül sohbeti

 

İnsan için en büyük tehlike ömrünün sonundadır. Ömrünün evveliyatı pek mühim değil. Mühim olan ömrünün nihayeti, sekarat zamanıdır. Her kim ömrünün nihayetinde imanını kurtarırsa artık o ebedül ebed rahata kavuşmuş, kurtulmuştur. Şayet ömrünün sonunda hüsn-ü hatime nasip olmazsa, imanını kurtaramazsa, neuzibillah, isterse evveliyatı Gavs, isterse Kutup olsun, ne faydası olur kendine? Eğer ömrünün sonunda iman nasip olmaz, Allah muhafaza buyursun küfürle giderse evveliyatında Gavs olması, evveliyatında kutbul-aktab olması ne işe yarar?



Onun için insan ömrünün sonunu iyi getirme çareleri aramalı, kendini günahlardan muhafaza etmeli, amellerinden geri kalmamalı her zaman tâât ve ibadette olmalı, Şeyhine bağlı olmalı, tesbihini devamlı çekmeli ki hüsn-ü hatimeye kavuşsun. Nitekim Rabbül-Âlemin de âyet-i kerimesinde :

İyi akibet (sonuç) Allahtan korkanlarındır. (Kasas : 87) buyuruyor. 

Tâât ve ibadetini eksiltmeyerek artıran, ömrü uzadıkça tâât ve ibadetlerini ziyadeleştiren kimse muttakîlerden yazılır. Ancak muttakilerden yazıldıktan sonra yukardaki âyette zikredilen hüsn-ü hatimeye, iyi akıbete kavuşabilir. Hiçbir iş tembellikle olmaz. İster dünya işi, isterse âhiret işi olsun. Ciddi ve samimi olması lâzımdır ki muvaffakiyet olabilsin. Meselâ dünya işinde insan bir saat çalışır, bir saat çalışmazsa, bir gün çalışır, bir gün çalışmazsa, haliyle işler aksar ve muvaffak olamaz. Âhiret işi de, aynen böyledir. Her kim işi tembelliğe dökerse, muhabbeti kesilir, Allah yoluna sevgisi azalır, gafleti artar, günah işlemek Allah’ın emirlerine karşı gelmek ona kolay gelir. Tereddi ede ede nihayet günün birinde Allah yolundu terk eder. İnsan, ciddi davranır, fırsatları, zamanını değerlendirirse o zaman muhabbeti artar, aşkı çoğalır. Artık şeytan da onu aldatamaz.



Çok zor, çok zahmetli, bir dünya işini, samimi ve ciddi çalışıp, bütün gayretiyle uğraşan kişi nasıl başarabilirse, âhirete de gönülden bağlı, hakiki olarak sarılan kişi mutlaka başarılı olur.



Ulemanın en meşhur ve büyüklerinden olan İbn-i Hacer, ilme, tahsile ilk başladığı sıralar okuduklarından pek bir şey anlamazmış. Bir gün su kenarında dolaşırken suyun gelip mağara şeklinde getirdiği bir kaya parçasıyla karşılaşıyor. Gördüğü manzara karşısında ibret gözlüğünü takarak tefekküre dalıyor. Diyor ki, bu kadar yumuşak olan su, bu koskocaman kayayı ancak azim ve sebatiyle delebilir. Demek ki azmin elinden bir şey kurtulmaz. Derhal o taştan ilhamını alarak ilmi hürmet görmeye devam eden, bir âlim oluyor. İlhamını aldığı taştan dolayı kendisine taş oğlu manasına gelen İbn-i Hacer deniliyor. Demek ki kendini ilkin ciddi olarak ilme vermiyordu. Ne zaman ki yumuşak suyun çok sert olan kayayı deldiğini görünce gafletten sıyrıldı, samimi olarak saye sarıldı ve nihayet ilmi zamanımıza kadar gelen bir âlim oldu.



İşte Allah yolu böyledir. Her kim tembellik eder, ciddi çalışmazsa, o hakiki müttaki, hakiki iman sahibi olamaz, imanı kâmil olamaz. İmanında noksanlık meydana gelir.



Her kim ki ciddi ve hakiki olarak davranırsa, o zaman o kimsenin imanı kemale erer. İmanı erdikten sonra şeytan da kolay kolay imanına zarar veremez.



Kim ki Müslümanlığında samimi, tâât ve ibadeti daha çoksa, o Allah’ın yanında daha makbuldür. Bu dünyada bulunmak, Allah yoluna girmek, rızasını tahsil etmek için büyük bir fırsattır İnsan ölüp gittikten sonra o çok büyük fırsatı kaçırmış olur. Artık amel yapmaya kazanç temin etmeye gücü yetmez.



Bütün kazançlar , Allah rızasında, salih amellerde toplanır.
.
 

5289
0
0
Yorum Yaz